Kaldırımlar 1 / Şiir ve Yorum: Necip Fazıl Kısakürek


Kaldırımlar 1 

 
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık:
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
Üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandir.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta,
Ben bu kaldırımların emzirdiği cocuğum.
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya;
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...



Necip Fazıl KISAKÜREK







Yorumlar
8.1.2017 00:48:38
http://dutasterideavodartonline.org/ - dutasterideavodartonline.org.ankor online-purchaselevitra.net.ankor http://20mg-cheapest-pricelevitra.net/
eaovolaekijco

7.1.2017 23:56:24
http://dutasterideavodartonline.org/ - dutasterideavodartonline.org.ankor online-purchaselevitra.net.ankor http://20mg-cheapest-pricelevitra.net/
kamoozoyezuha

7.1.2017 16:15:28
http://dutasterideavodartonline.org/ - dutasterideavodartonline.org.ankor online-purchaselevitra.net.ankor http://20mg-cheapest-pricelevitra.net/
uemeulafyu

7.1.2017 15:59:40
http://dutasterideavodartonline.org/ - dutasterideavodartonline.org.ankor online-purchaselevitra.net.ankor http://20mg-cheapest-pricelevitra.net/
ilijobewaa

4.2.2011 09:59:27
Bir Şiir, Bir Şair Ve Bir Lise Öğrencisinin Örselenmemiş Duyguları;

“ Kaldırımlar…”

Henüz göç ettiğimiz Ankara’ da, İlkokul 3.cü sınıfı okumaktaydım. Yıl,1968… Bütün derslerimi seviyordum, ancak Türkçe dersimin yeri ve önemi bambaşkaydı. Yaz tatillerinde, diğer kitaplarımızla birlikte “Tatil Kitabı” mız vardı; son derece eğitici - eğlendirici…

Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu, Sek Sek Çocuk Dergisi ve daha nicesiyle insani değerleri öğreniyorduk; inci gibi apak gözyaşlarımızla...

Ortaokul ve sonraki dönemlerde bu meraklı, duyarlı anlayış ve yaklaşım tarzı hep devam etti. Yaz tatilinde, geçtiğimiz bir üst sınıfın ders kitapları alınır, yaz boyunca büyük bir merakla gözden geçirilirdi. Bunlar içinde tabii ki okuma kitapları ilk sırayı alırdı. Yaşımıza göre yeni masal, hikâye, roman kitabı alacak maddi durumumuz olmadığından, bu kitaplar can simidi gibi imdadımıza yetişir, okuma hevesimizi tatmin ederdi.
Okuyan, araştıran ve bunları yapıcı bir anlayışla birleştirerek kaynaştıran bir gençlik vardı o dönemlerde.

1974 senesi lise yıllarımın başlangıcıydı. Yaz döneminden aldığım ders kitapları içinde edebiyat kitabını büyük bir heves, heyecan ve ilgiyle okuyup bitirmiştim. Okul döneminde bu aşinalık, elbette kazanç olarak geri dönüyordu bana. Her ne kadar okumayı seven bir gençlik olsa da dönemim; (hayatın her safhasında olduğu gibi) kısıtlı olanaklar ne yazık ki yeni bir kitap veya buna benzer şeyler satın alma şansını tanımıyordu bize. Bu yüzden edebiyat kitabım bütün dünyam, hayallerim, geleceğim, özümdü. Öğrenciliği boyunca cep harçlığının ne olduğunu bilmeyen bir çocuğun kitap sevgisini anlamak ayrı bir derinlik isterdi. Bu duygularla lise sona kadar geldim.
Ortaokulda arkadaşlarımın hatırat defterlerine yazdığım doğaçlama şiirleri bir kenara bırakırsak; gerçek anlamda şiirin ne/nasıl bir şey olduğunu, nasıl yazıldığını bilmezdim. Özümdeki lirik duyguların ve bu duyguların dilimin ucuna kadar getirdiği söylemlerin ayırdında da değildim henüz. Ta ki, merhum Necip Fazıl Kısakürek’ in “KALDIRIMLAR” okuyana değin…

Bir edebiyat öğretmenimiz vardı; kızıl saçlı, yüzü sevimli çillerle dolu, “Ş ya da R” harflerini telaffuzda az sorunlu olan, mesleğine âşık ve benim çokça sevdiğim, değer verdiğim… Adı “ Kâmil AKARSU “ idi. Yanılmıyorsam, bizim mezuniyetimizin ardından Gazi Eğitim Enstitüsüne geçmişti. (Bugünkü adı “ Ankara Gazi Eğitim Fakültesi” ) Yaşıyorsa eğer (ki, dileğim budur…)Allah, sağlıklı uzun ömürler nasip etsin diyerek, ellerinden öpüyorum öğretmenimin.

Kâmil öğretmenimiz, ikinci dönemde bize ev ödevi vermişti edebiyattan. Herkes istediği bir şiirin teknik yapısını ( kafiye örgüsü, redif, içerik, kurgu, ana tema, , ana fikir, vs.) irdeleyerek defterine yazacaktı. Ödevini en iyi şekilde yapana on üzerinden not verilecekti sonuçta. O ana değin edebî anlamda bildiğim her şey, edebiyat kitabımın içeriğinde bulunanlardan ibaretti. Bu kısıtlı olanaklar içinde doğaldır ki, edebiyat kitabımın içinden alacaktım ödevime konu olacak şiiri.

O akşam büyük bir şevkle ödevimi hazırlamaya başladım. Önce kısa bir şaşkınlık, tereddüt anı yaşadım, hangi şiiri konu yapacağıma dair. Sonra, gözlerimi kapadım ve edebiyat kitabımdan rast gele açtığım sayfalardan üç şiir seçtim. Bu üç şiirden birisini ödev olarak seçecektim. Çıkan ilk şiir Faruk Nafiz Çamlıbel’ in “HAN DUVARLARI” idi. Farklı tekniği ve içeriğiyle oldukça etkileyiciydi. Diğeri, dörtlükler halinde bir koşma olan “GARİP” şiiri idi. Ve sanırım Âşık Garip’ e aitti. Son şiir ise, adını ve şiirini ilk kez duyup okuduğum bir şaire ait olan “Kaldırımlar” idi. Sırasıyla okuduğum her üç şiirde etkili olmasına rağmen, içlerinde baskın çıkan, bütün ruhumla odaklanıp kaldığım şiir, “Kaldırımlar” oldu. Kalan diğer iki şiiri ise, okulda (teneffüs arasında) ödevini yapamamış olan iki arkadaşıma (geniş açıklamalarıyla) hazırlayıp verdim. O arkadaşlar -hali hazırda- iki şiirden de ( edebiyat dersinde alınması zor olan) en yüksek notu alarak, mutlu bir paylaşımın hazzını yaşattılar. Buraya kadar iyi… Biz, asıl yazımıza esas olan söz konusu şiire “Kaldırımlar” a gelelim:

“Kaldırımlar” ı okurken, ifadesi zor duyguların eşiğinde yüreğim çarpmış, olabilecek buruk duyguların hemen hepsini derinliğince hissetmiştim özümün en ücra hücrelerine değin.
Bu şiirde bir şey vardı beni derinden etkileyen. Gerçek hayatta bire bir yaşanan acının, yalnızlığın, yoksul ve yoksunluğun – duygudaşlık yoluyla - birebir yaşamadan da yaşanabileceğinin… Bu duyguların çokça derin bir algı, güçlü bir hissediş olayından ibaret olduğunun ayırdına varmıştım.
Şiiri okurken, şiirde geçen o “ tak tak” seslerini ruhumun derinlerinde duyabiliyor; soluk sokak lambaları, ıssız, soğuk, ancak kimsesizi sahiplenen kaldırımları bütün ayrıntılarıyla tahayyül edebiliyordum. Bir şiir bu kadar diri olup, bu kadar insana ve yaşama dokunabilir miydi? Bu derece etkilenişim nedendi? Temiz ve akıcı diliyle şiiri kendime yakın hissedişimin gerekçesi onun halk diline, yaşamına yatkınlığı mıydı? Bu örtüşür görüntü benim özümü betimleyen kültürün izlerini mi taşıyordu ki, bu derece etkilenmiştim? Bu karmaşık duygular içinde ödevimi hazırlayarak öğretmenime verdim. Verdim ama ben de benden farklılaşarak, ya da ben’ i oluşturan mayanın özüne girerek başka bir BEN olmuştum sanki. Adını koyamadığım bir duygu derinliği ile daha bir farklı baktım edebiyata ve şiire. İlk kez o gün “ŞİİR” in o apayrı dünyasına, şairin sözcüklerle ifadesi zor derinliğine kulaç açtım.

Evet… İlk kez, şiirin farklı bir söylem, bambaşka bir ifade tarzı, sözcüklerin estetik dansı olduğuna dair anlak kapım aralanmıştı KALDIRIMLAR’ la…

KALDIRIMLAR; yoksul dünyamda, asıl varsıllığı görmeme, insanın yüceldiği noktaya dokunmama neden olmuştu. Kaldırımlar’ la gerçeği görmüştüm, sokağı, insanı ve insanı kuşatan yoksunlukları…

Kaldırımlar’ da; korkuları görmüştüm, kendinden kaçışları ya da nereye /ne kadar kaçınılabileceğini, sanrıları…

Kaldırımlar’ da; çileyi, sarıp sarmalayan çilekeş anayı ve ötekini… Başka bir dilin, başka bir dünyanın, başka yaşamların, insanın öteki yanını görmüştüm!

Kaldırımlar’ da; bitmeyen yalnızlıkları, bitmeyen yolculukları, asla yerine varmayacak selâmları, dilekleri görmüştüm…

Kaldırımlar’ da; üstümüzü örten yorganların her zaman sımsıcak YÜN’ den, yastıkların yumuşacık kuş tüyünden olmadığını…

Kaldırımlar’ da; ben BEN’ i görmüştüm, adı konulmayan ÂDEM’ i…

Ve o gün bugündür,

Unutmadım/unutamadım “Kaldırımlar” ı ve ona hayat vereni…

Büyük ustaya saygı ve rahmet dileklerimle…
Refika Doğan




Yorum Yapın

Ad Soyad: Yorumunuz:
E-posta:
Tarih:
4.4.2025 06:44:07
 


 
 

 
 

 
 
 
 
 
 




Bu site Kişisel Yazar Web Tasarım projesi ile oluşturulmuştur.